Telefon
WhatsApp
“Nasıl?“dan “Ol”a Yolculuk
Bizi Takip Edin

 

Bir tohumu toprağa eker, yağmuru bekler. Çocuğunu büyütür, geleceğini planlar. Çalışır, yorulur, hesap yapar. Hayatın düzeni içinde bu böyledir. Fakat bazen öyle anlar gelir ki, hesapların bittiği yerde insanın dili tek bir kelimeye sığınır:

“Nasıl?”

Kur’an-ı Kerim’in en dikkat çekici sorularından ikisi, Âl-i İmrân Sûresi’nde peş peşe gelir. Soruları soranlar sıradan insanlar değildir. Biri ömrünü mabedin hizmetinde geçirmiş bir peygamber; diğeri iffet ve teslimiyetin zirvesi olan Hz. Meryem…

Hz. Zekeriyyâ (as) , yılların yükünü omuzlarında taşımaktadır. Saçlarına ak düşmüş, bedeni zayıflamış, eşi de çocuk sahibi olamayacak bir yaştadır. Buna rağmen Allah ona Hz. Yahyâ’yı (as) müjdeler. O da hayretini gizlemez:

“Rabbim! Bana ihtiyarlık çökmüşken ve eşim de kısırken benim nasıl çocuğum olabilir?” (Âl-i İmrân, 40)

Birkaç ayet sonra ise bambaşka bir sahne vardır.

Hz. Meryem’e İsa’nın müjdesi verilir. O da aynı kelimeyi söyler:

“Rabbim! Bana hiçbir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir?” (Âl-i İmrân, 47)

İki farklı hayat…

İki farklı imkânsızlık…

Fakat aynı soru:

“Nasıl?”

Kur’an’ın asıl dikkat çektiği nokta ise sorular değil, cevaplardır.

Her iki ayette de Rabbimiz, insanın alıştığı sebepler düzeninin ötesindeki hakikati gösterir:

“Allah dilediğini yapar.”

Kur’an, burada sadece iki mucizeyi anlatmıyor. İnsanın zihnini yeniden inşa ediyor.

Çünkü bizler çoğu zaman Allah’a inanıyor; fakat sebeplere güveniyoruz.

Dilimiz “Allah büyüktür.” diyor, kalbimiz ise “Ama şartlar uygun değil.” diye fısıldıyor.

İşte modern insanın sessiz çelişkisi budur.

Teknoloji geliştikçe her şeyi kontrol edebileceğimizi sandık. Daha çok bilgiye ulaştık; fakat daha az tevekkül ettik. Daha çok hesap yaptık; fakat daha az dua ettik. İmkânlarımız arttı; ümidimiz eksildi.

Çünkü artık her şeyi açıklamak istiyoruz.

Oysa hayatın en büyük hakikatleri açıklanmaz; yaşanır.

Bir annenin evladına duyduğu sevgi laboratuvarda ölçülemez.

Vicdanın sesi cetvelle hesaplanamaz.

Bereket, sadece kazanç tablosuna bakılarak anlaşılamaz.

Ve Allah’ın rahmeti hiçbir istatistiğin içine sığdırılamaz.

Çağımızın en büyük hastalığı, Allah’ı inkâr etmek değildir; O’nun kudretini günlük hayatın dışına itmektir.

İşimiz bozulunca sadece ekonomiyi konuşuyoruz.

Ailemiz sarsılınca sadece psikolojiyi konuşuyoruz.

Gençlerimizi kaybedince sadece sosyal medyayı suçluyoruz.

Elbette bunların her biri bir sebeptir. Müslüman sebepleri inkâr etmez. Çalışır, üretir, tedbir alır. Fakat sebepleri nihai güç olarak da görmez.

Çünkü bilir ki, sebepleri yaratan da Allah’tır.

Bugün Kuşadası’nın sokaklarında dolaşırken farklı milletlerden insanlarla karşılaşıyoruz. Limana yanaşan gemiler, tarihi sokaklarımız, camilerimiz, çarşılarımız… Dünya adeta ayağımıza geliyor.

Fakat bu hareketliliğin içinde insanın asıl ihtiyacı değişmiyor.

İnsan yine huzur arıyor.

Yine güven arıyor.

Yine umut arıyor.

Ve umut, yalnızca görünen sebeplere bağlanırsa ilk fırtınada yıkılıyor.

Oysa Allah’a bağlanan umut, mevsimlere benzemez.

Kış gelir eksilmez.

Yaz gelir taşmaz.

İnsanların alkışıyla büyümez; onların sessizliğiyle küçülmez.

Hz. Zekeriyyâ’nın (as) duasını kabul eden Allah, yaşlılığı engel görmedi.

Hz. Meryem’i seçen Allah, insanlığın alışılmış düzenine mahkûm olmadığını gösterdi.

Demek ki bizim “olmaz” dediğimiz yerde Allah’ın “ol” emri vardır.

Ne var ki bu hakikati anlamak için sadece akıl yetmez; kalbin de secdeyi bilmesi gerekir.

Dualarımızın bir kısmı, kabul edilmediği için değil; bizim acelemiz yüzünden yarım kaldığı için cevapsız gibi görünmektedir.

Geciken her hayır, olgunlaşmayı bekleyen bir rahmettir.

Kapandığını sandığımız her kapının arkasında, henüz görmediğimiz başka bir kapı açılıyor olabilir.

Mümin, “nasıl olacak?” sorusunu hiç sormaz demiyoruz.

Hz. Zekeriyyâ (as) da sordu.

Hz. Meryem de sordu.

Fakat onlar sorularını şüpheyle değil, hayretle sordular.

Aradaki fark işte buradadır.

Şüphe insanı Allah’tan uzaklaştırır.

Hayret ise Allah’a yaklaştırır.

Bize düşen, hayatın yükü altında ezilirken “Bu iş olmaz.” hükmünü vermek değil; “Rabbim, Sen dilediğinde her şey mümkündür.” diyebilmektir.

Çünkü iman, imkânların çok olduğu zaman Allah’a güvenmek değildir.

İman, imkânların tükendiği yerde de O’nun rahmetinden ümit kesmemektir.

Âl-i İmrân Sûresi’nin iki ayeti, bize yalnızca iki peygamber kıssasını anlatmıyor.

Bize kendi hayatımızı anlatıyor.

Her gün zihnimizde büyüyen “Nasıl?” sorusunu…

Ve her gün kâinatta yankılanan ilahî cevabı…

“Allah dilediğini yapar.”

İnsan, bu cevabı gerçekten duyduğu gün, kaderinden şikâyet etmeyi bırakır. Gayret eder, dua eder, bekler ve bilir ki; Allah’ın takvimi, insanın telaşından daha hikmetlidir.

İşte o zaman “nasıl” sorusu, yerini teslimiyetin huzuruna bırakır.

Ve kul, Rabbinin “Ol.” emrinin gölgesinde yaşamayı öğrenir.

Hasan GÖKMEN
Kuşadası Müftülüğü Şube Müdürü

Mavi Ada

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Ada Güncel

Puan Durumu

 OGBMAYAVP
1.GALATASARAY A.Ş.5410136713
2.BEŞİKTAŞ A.Ş.5401124812
3.AMED SPORTİF FAALİYETLER5311125710
4.KASIMPAŞA A.Ş.52307529
5.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş.53025419
6.KOCAELİSPOR53025419
7.CORENDON ALANYASPOR52216518
8.TRABZONSPOR A.Ş.52129547
9.ARCA ÇORUM FK5212121027
10.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş.42117527
11.GENÇLERBİRLİĞİ521259-47
12.FENERBAHÇE A.Ş.42028626
13.İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK5113611-54
14.SAMSUNSPOR A.Ş.5113611-54
15.ERZURUMSPOR FK5113211-94
16.TÜMOSAN KONYASPOR510448-43
17.EYÜPSPOR510428-63
18.GÖZTEPE A.Ş.5023913-42

Reklam

Kardo Bozacı Ads

Kusadasi Nöbetçi Eczaneler

Anket

Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150
Sidebar Alt Kısım İkili Reklam Alanından İlki 150x150

E-Bülten Aboneliği