Ramazan Ayında Düşünmemiz Gerekenler
19 Şubat 2026 Perşembe günü itibarıyla mübarek Ramazan ayına bir kez daha erişmiş bulunuyoruz. Her yıl takvimler değişir, günler ilerler; fakat Ramazan’ın insan ruhunda uyandırdığı anlam ve çağrı hep aynı kalır: Dur, düşün, arın ve yeniden yönünü bul.
Ramazan, yalnızca aç ve susuz kalınan bir zaman dilimi değildir. O, insanın kendisiyle yüzleştiği, kalbini ve vicdanını muhasebeye açtığı bir eğitim mevsimidir. Günlük hayatın koşuşturması içinde fark edemediğimiz nice hakikati Ramazan bize hatırlatır. Bir lokmanın kıymetini, bir yudum suyun değerini, sabrın inceliğini, paylaşmanın huzurunu…
Bu yıl da her zamanki gibi Ramazan’ın başlangıcı üzerine farklı değerlendirmeler gündeme geldi. Bazı ülkelerde bir gün önce, bazılarında bir gün sonra başlayan Ramazan, zaman zaman tartışma konusu olabiliyor. Oysa bu farklılık, dinin özüne zarar veren bir ayrılık değil; aksine İslam’ın farklı coğrafyalardaki uygulama zenginliğinin tabiî bir sonucudur. Hilalin görülmesiyle ilgili yöntem farklılıkları, asırlardır var olan ilmî bir meseledir. Esas olan, bu çeşitliliği bir ihtilaf sebebi değil, bir anlayış vesilesi olarak görebilmektir. Ramazan’ın ruhu, tartışmadan çok tefekkürü, kırgınlıktan çok kardeşliği davet eder.
Bugün dünya, huzurun değil gerilimin konuşulduğu bir dönemden geçiyor. Savaşlar, insani krizler, adalet arayışları ve özellikle Filistin topraklarında yıllardır süregelen acılar, insanlığın vicdanını derinden yaralamaya devam ediyor. İsrail meselesi, sadece siyasî bir başlık değil; aynı zamanda insan hakları, adalet ve merhamet ekseninde düşünülmesi gereken bir vicdan sınavıdır. Ramazan, işte tam da bu noktada bizlere önemli bir perspektif sunar.
Ramazan’ın en temel çağrısı, insanın kalbini diri tutmasıdır. Açlık, yalnızca mideyi değil, vicdanı da harekete geçirmelidir. Soframızdaki eksilme, başkalarının yokluğunu anlamaya bir kapı aralamalıdır. Dualarımız, sadece kendi ihtiyaçlarımızı değil, dünyanın dört bir yanında acı çeken insanları da kuşatmalıdır.
İslam’ın temel ahlaki öğretileri bu ayda daha da berraklaşır:
Merhamet…
Adalet…
Sabır…
İtidal…
Paylaşma…
Ramazan, öfkenin değil sükûnetin, tüketmenin değil kanaatin, bencilliğin değil diğerkâmlığın ayıdır. Bu ayda dilimizi incitmekten, kalbimizi katılaştırmaktan, vicdanımızı susturmaktan özellikle sakınmalıyız. Çünkü oruç, sadece yemekten içmekten uzak durmak değil; aynı zamanda kırıcı sözden, haksızlıktan ve ölçüsüzlükten de uzaklaşmaktır.
Modern dünyanın hızla akan gündemi içinde insan, çoğu zaman anlam yorgunluğu yaşıyor. Sahip olduklarımız artarken huzurumuzun azaldığını fark ediyoruz. İşte Ramazan, bu dengesizliği fark etmemiz için bize sunulmuş ilahî bir moladır. Daha azla yetinmeyi, daha çok şükretmeyi, daha derin düşünmeyi öğretir.
Bu Ramazan’da belki de kendimize şu soruları sormalıyız:
Kalbimiz ne kadar diri?
Vicdanımız ne kadar hassas?
Paylaşma bilincimiz ne kadar güçlü?
Adalet duygumuz ne kadar sağlam?
Ramazan, bireysel ibadetlerin ötesinde toplumsal bir bilinç ayıdır. Komşunun hâlini sormak, ihtiyaç sahibini gözetmek, kırgınlıkları onarmak, gönülleri birleştirmek bu ayın ruhuna dahildir. Çünkü Ramazan, insanı sadece Allah’a değil, insana da yaklaştırır.
Sonuçta Ramazan, takvim yapraklarında gelip geçen bir ay değil; insanın iç dünyasında açılan bir imkândır. Bu imkânı nasıl değerlendireceğimiz ise bizim irademize bırakılmıştır.
Dilerim ki bu mübarek ay, kalplerimizi yumuşatan, vicdanlarımızı diri tutan, dünyaya ve insana bakışımızı güzelleştiren bir arınma vesilesi olur.
Hayırlı Ramazanlar…
Hasan GÖKMEN
Kuşadası Müftülüğü Şube Müdürü








Benzer Haberler
ÇOCUKLARIMIZ NEREYE GİDİYOR?
ELVEDA EY RAMAZAN
KADİR GECESİ: ÜMMET-İ MUHAMMED’E VERİLEN BÜYÜK İLAHÎ LÜTUF
Bir Gece ki Bin Aydan Daha Hayırlı
Vahyin Yolculuğu: Hira’dan Dijital Çağa
Kalbe Konan Gömlek
Ramazan Ayında Düşünmemiz Gerekenler
Söke İlçe Müftülüğü’nden Görkemli Fener Alayı Programı